***46Gençlik***

Eğlence-Komedi-Güncel Herşeyin Bir Arada Olduğu Tek Platform
 
AnasayfaPortalTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
» CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI
Perş. Şub. 25, 2010 6:22 pm tarafından badboyzhayri

» PİTBULL-I Know You Want ME
Ptsi Ocak 18, 2010 6:19 pm tarafından BsR

» küçük ronaldo
Ptsi Ocak 18, 2010 6:16 pm tarafından BsR

» sımple present tense-geniş zaman
Cuma Ocak 08, 2010 4:25 pm tarafından bozkurt92

» Gözlerim bozuk
Cuma Ocak 08, 2010 4:15 pm tarafından bozkurt92

» BOT NE KADAR?
Perş. Ocak 07, 2010 4:07 pm tarafından BsR

» DOKTOR TAVSİYESİ
Perş. Ocak 07, 2010 4:06 pm tarafından BsR

» HASTANE DE VİZİTE
Perş. Ocak 07, 2010 4:05 pm tarafından BsR

» ÇAPKIN DOKTOR
Perş. Ocak 07, 2010 4:05 pm tarafından BsR

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
Forum
Ortaklar
bedava forum
En iyi yollayıcılar
bozkurt92
 
FeLanKoR
 
BsR
 
badboyzhayri
 
***SiLaHSıZ KuWeT***
 
bergüzar
 
aşk adamı
 
KorayKAN
 
yavuzz
 
SD
 

Paylaş | 
 

 Alen Markaryan'la röportaj

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
bozkurt92
Moderator
Moderator
avatar

Mesaj Sayısı : 195
Reputation : 144
Kayıt tarihi : 15/12/09
Yaş : 24
Nerden : Kmaraş. Merkez

MesajKonu: Alen Markaryan'la röportaj   C.tesi Ara. 19, 2009 8:48 am

Şehirkedisi Beşiktaş’ın amigosu Alen Markaryan’la dünü, bugünü, camiayı, futbolu, İnönü’yü, spor yazarlığını konuştu.

Şehirkedisi: İnternetle aranız nasıl?

Alen: Beşiktaş camiasının içinde ben bir Forza Beşiktaş, Medyaspor, Haber1903 dışında başka bir yere girmem. Taraftarlar arasında neler oluyor diye bakarım, o da haftada bir kere filan.

Şehirkedisi: Peki Çarşı’yla nasıl iletişim kuruyorsunuz?

Alen: Zaten ben Semih’e söylerim, Semih gideceği yere söyler. Gidecek adam da gideceği yeri bilir.

Şehirkedisi: Ekip bir şekilde iletişim kurar diyorsunuz?

Alen: Telefon var neticede, ama zaten başımıza ne geldiyse, son iki üç senede hep internet yüzünden geldi. İnternetteki, insanlar yatağa yatıyor hayal kuruyor, hayal kurduklarını internete yazıyor. 15 yaşında adam diyor ki; mesela kulübü basalım, şöyle yapalım, o istifa bu istifa, sonuna kadar yanınızdayım falan, kim bu adam! Bir bakıyorsun Amerika’dan yazıyor, gazabrahamoviç, inanılmaz bir gaz var ortalıkta, herkes kafasına göre yazıyor ben inanılmaz bir ara savaş açmıştım bu internette yazı yazanlara. Kenar falan açtık çıkarttık, flama falan yaptık stadlarda, internete karşı…

Şehirkedisi: İnandırıcı gelmiyor yani orada yazılanlar?

Alen: Yüzde 99’u yalan, çünkü orada yazan adam oranın sahibi, bu internetin sahibi bilgisayarın sahibi, o zannediyor ki bütün dünyaya sahibim şimdi ben gecen tribünde bağırıyor çağırıyor bir tanesi dedim ki bu tribün internette kurulmadı…Bu tribün çok farklı evrelerden geçirilerek kuruldu, türlü türlü savaşlar verildi, varolma savaşları yapıldı, böyle internetten hadi böyle yapalım deyip burada 20 kişi kümelenip onu yapamazsınız…

Şehirkedisi: Peki, biraz Çarşı’dan ve camia’dan söz edelim. Çarşı kulüple nasıl bir ilişki içinde, maddi manevi nasıl bir ilişkiniz var?

Alen: Bir kere bütün trübünler, iyi trübünler iyi olmasını istedikleri tribünler yönetimle ilişki içerisinde olmak zorunda, yönetimle ilişki içerisinde olmayan trübünler dökülür giderler…Bir kulübün yöneticisi bir tribünün telefonunu açmıyorsa sorun var demektir, açıyorsa sorunun giderilmesi için bir temasa hazır hale gelmiş demektir ki, doğrusu da budur….

Manchester’la oynarken, Liverpool’la oynarken ve derbi maçları yaparken böyle çok özel anlamlı bir maça çıkarken mutlak suretle ikili istişarenin önemi vardır. Olmazsa olmaz ama insanlar bu ilişkileri suistimal edip farklı yerlerde kendilerine bireysel çıkar ilişkisi sağlarsa o ilişki olmaz zaten ölür. Yönetim kurulu üyesi ya da başkan tribün sorumlusunun telefonlarına çıkmaz olur, zaten sorun burada başlar ortaya nifak girer, iyi olması için ilişkilerin iyi olması gerekir. Çarşı tribününün ve dolayısıyla benim de ki bu yönetim kurulunda, ki en az 4-5 tanesi bizim jenerasyonun insanlarıdır, beraber gidip geldiğimiz insanlardır maçlara, iyi bir ikili olur diye düşünmüştük olduktan sonra, olması için bir şey yapmadık, Çarşı’nın şu andaki hiçbir yöneticiyle iyi ilişkilerde olduğunu sanmıyorum bireysel olarak merhaba vardır, oturmak vardır, kalkmak vardır. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki futbol maçlarının sonuçları insanların hayatlarına direkt olarak etki ediyor, şu andaki Beşiktaş camiasının hali de belki bu önümüzdeki iki ay farklı olacaktır, insanlar daha farklı bir değer yargısıyla maçlara gelecek, ama önemli olan kongreden sonraki yapılanma ve tribün hiyerarşisidir, maalesef üzülerek söylüyorum; özellikle Fenerbahçe camiasının iyi bildiği gibi, bütün spor camiası iyi biliyor ama Fenerbahçe camiası bence Beşiktaş tribünlerinin varlığını kendisine çok iyi hissettirmesi ve Beşiktaş camiasının taraftarı ile daha iyi olması çok rahatsız ediyor, bence son yaşananlar böyle komplo teorisi gibi değil de, komplonun teorisi gibi geldi bana…

Olaylar yanlış algılanıyor, son iki ay içinde yaşanan bütün olaylar, Wolfsburg’dan önce de sonra da, Kasımpaşa atladı matladı, aynı maç geliyorsa görünen köy Alibeyköy, görüyoruz her şeyi. Bu görünen köyün üzerine başka şeylere bakmak ortaya koymak biraz danışıklı dövüş gibi geliyor ve kötü kokular salgılamaya başlıyor. Bu iki ay Beşiktaş camiasının vereceği sınavdır. Çünkü herkes iyi olmak zorunda herkes iyiden yana olmak zorunda ama Beşiktaş camiası bir tane ama üç dört tane Beşiktaş yaratmaya çalışıyorlar, şu an itibarı ile sağlıklı ilişkiler görünmüyor.

Şehirkedisi: Yıllar önce Çarşı için “şemsiye” benzetmesini kullanmışsınız bir röportajınızda. Bu şemsiyenin altında herkesin olduğunu söylemişsiniz. Bugün ise tribündeki bölünmeleri neye bağlıyorsunuz?

Alen: Neye bağlıyorum biliyor musun, şimdi insanların kafasında bir olgu oluştu Alen Yıldırım Demirören’in aleyhine bağırdı mı diye. Stad “Demirören yeter!” diye bağırdı mı bütün gözler bana bakıyor… Şimdi kendimi tuhaf hissediyorum, ben diyorum ki benim bir mantalitem var. “Alen, ‘Çarşı Yıldırım Demirören’i seviyor’ dedi” tarzında haberler çıkması… 50’ye yakın röportaj verdim gazetelere orada da ben ayan beyan dedim. Y. Demirören başkan olmadan önce başkan adayları Fikret Orman’dı ve kapalı kapılar ardında loca yapılmıştı ve bu locayı yıkar mısın sorusuna ‘evet yıkarım’ cevabını verdi Demirören ve yıktı. Fikret Orman da ‘ben yıkmam hatta alt tribünlere de loca yapıcam dedi, e biz de yani… Kapalı tribünün artı vefası, geçmişi vefası, mazisi çok farklı birikimlere sahipti bizim için de. Ayrı severiz kapalıdaki Beşiktaş taraftarını, ondan yana kullandık ve o günden beri her ilişkinin iyi gitmesi gibi güzel ilişkiler oldu.

İnsanlar buna şimdi dışardan baktığı zaman hep maddi olarak değerlendiriyor, yani gayet doğaldır burada bir muhalefet adayının… Şimdi demezler mi sen bağırdığın zaman Demirören istifa diye stad bağırıyor, elimiz kelepçede ayağımız prangada, elimi kaldırsam şimdi gazeteler yazar yarın, stad Demirören istifa diye bağırırken Alen susturdu diye… Kımıldayamıyorsun ya… Ya kardeşim bir şey anlatacaksın şimdi geçen Denizlispor maçında… Ben tribüne 10-15 dk önce geldim dedim ki ‘Maçın içine taşımıyorsunuz!… Ya maçın başında bağırıyorsunuz istifa diye ya da sonunda, bu maç bize lazım’ dedim, ‘Maçı almamız lazım!’ dedim. Bunlar tamamdı, okeydi, çocuklarla referandum yaptık, tribünde yani maçın 4. dakkasında bağırdığın zaman herkes el kaldıracak.. Tamam kardeşim bağırırım ama önce o bahsi geçen grup gelip de işte başka şeyler olmaya başlayınca tribünde metabolizma bozuldu, işte insanlar inadına bağırmaya başladı… Yani şimdi birisi çıkıyor başka şeyler yapmaya başlıyor olmuyor…

Şehirkedisi: Peki tribünün Demirören’e yaptığı bu küfürlere dair sizin onlarla ayrıca bir konuşmanız, iletişiminiz oldu mu? Herhangi bir önlem aldınız mı?

Alen: Şimdi şöyle bir şey; bırakın başkana ben Aziz Yıldırım’a bile küfür ettirmeyen bir adamım. Tribünde küfür olayını istemeyen bir adamım ben çünkü Beşiktaş tribünü çok yaratıcı bir tribündür.. Küfürün vereceği etkinin 3-4 katı kara mizahla ironi ile çok daha rahat verebilir.

Şehirkedisi: Karşıdaki kapalı tribüne başka başka insanlar gelmiyor, her maçta üç aşağı beş yukarı aynı insanlar geliyor, ordaki 100 kişinin 90’ı her maçta aynı, bu adamlara başka başka yerlerden etkiler mi geliyor da küfür ediyorlar?

Alen: Şimdi ortak karar Demirören’in istifasıyla olgulaşmış bir zaman dilimindeyiz. Herkesin aklında Yıldırım Demirören istifa bölümü var, ikinci bölümde; Çarşı neden Demirören istifa diye bağırmıyor var, üçüncü bütün her yer bağırırken Alen ne yapıyor diyenler var. Topluyorum hepsini; bazı arkadaşlar (işi bilen insanlar) kapalının ortasına gelip durup dururken Demirören’e bağırıyorlar... Şimdi bu olgular ve algılar içinde olan insan bir bakıyor Alen’in oradan istifa sesi geliyor. O ortamı oluşturmak çok kolay, kıvılcımı bir çakarsın 3-5 derken herkes bağırmaya başlar... Mühim olan nedir, Çarşı nasıl Çarşı olmuştur? Herkesten farklı olarak hep farklı olanı yapmıştır, herkesten ters durmuştur, zor olanı yapmıştır...

Çoğu yerde tribün orda Kızılordu gibi, Türk askeri gibi durmuştur. Herkes istifa diye bağırırken, kafamın ortası mum gibi durmuştur, kimya bozuldu şimdi... 20 bilet alırsın dersin ki, Beşiktaş kötü giderken sonlara doğru, çıkın çakın bitsin film kopsun. Sen şimdi nereden çıktınız lan demeye kalmadan... Susturamıyorsun ki... Elini kaldırsan yazıyorlar... Şimdi ben doğru bildiğimi yaparım. Beni kimse yönlendiremez yönlenecek duruma düşeceksen de bırakacaksın bu işi.

Şehirkedisi: 90’ların ikinci yarısı, 101. yıldan sonraki tribünle, bugünkü tribün. Ne değişti?

Alen: Bir kere dünya döndükçe çamurlarını sıçratıyor… 90’da profil 25-30 yaştı, şimdi gelen çocuklar 15-20 yaş arası. Daha bir eskiye dönüş sinyali verirken, insanların geçmişe olan özlemi var. Hani insan yapacakları ile değil yaptıkları ile kalıyor gündemde şimdi gencin yapacağı hiçbir şey kalmadı. Eskiden tribün kavgaları vardı. Farklı konular vardı. Her genç kendini bir platformda gösteriyordu, görüyordun, yükselen bir değerse bir yerlere koyuyordun onu. Özellikle 2000’den sonra Seba’nın bırakıp Serdar Bilgili’nin gelmesiyle, eskiden biz Fenerbahçe’ye derdik ‘Fener’i dernekler yönetiyor’ diye… İki senede bir başkan çıkıyor, o onun uşağı falan… 2000 yılından sonra dernekteki adamların yönetici olması ve insanların ‘Bu yönetici olduysa ben de yönetici olabilirim’ diye düşünmesi şu dünyayı hazırladı bize. Çünkü herkes yönetici olmak istiyor her yöneticinin de tribünde bir uzantısı var. 10 veya 30 kişi. Neden hep kongre zamanı oluyor bu olaylar? Ben Cuma günü ifade verdim. Ben diyorum ki, Y. Demirören de emniyet de kim gelirse gelsin Alen’in küfür ettirmeyeceğini bilir. Küfürle ilgili neden, ne olduğunu biz de anlamadık çözemedik... 2000’den sonra kabuk kırılması yaşanmış ve toparlanamamıştır. Nedeni herkesin kendine bu camiada kendine yer edinmesi. Bunun içinde ben de olabilirim ama benim serzenişim şundan. Ben bu camiada çok şey yapabilirim, deneyimim tecrübem ve bilgim vardır.

Şehirkedisi: Taraftar sizi kulüp başkanı olarak görmek istiyor. Kulüp başkanı olmayı düşünüyor musunuz?

Alen: Kulüp başkanı... Bu paraların olduğu yerde, para ile yürüyen mekanizmaların içinde sen olamazsın, hayal tacirliği yapmayalım.. Ama ben kulübün içinde iyi koordinasyon yapabilirim ama birçok insana birçok şeyin olurunu... Ben kendimi iyi bir stratejisyen olarak yani görürüm de yaparım da.

Şehirkedisi: Başka yerlerden gelsem yapabilirdim mi diyorsunuz?

Alen: Evet ama bu sefer de bunları bilemezdim... Ben alttan geldim, benim çocukluğum da çalışarak geçti, 10 yaşından beri çalışıyorum, çocuğuma aileme bakıyorum. Şimdi Beşiktaş’ta hangi futbolcuya sorarsan sor, ben ve benim birlikte olduğum hiçbir arkadaşım için gelip de ‘Futbolculardan para alıyorlar’ diyen olmamıştır. En son samimi olduğumuz grup Recep, Ali, Feyyaz grubudur, aynı yaş jenerasyonuzdur biz. Onlarla bizim çok enteresan bir ilişkimiz oldu, fırtınalı bir birliktelik diyelim. Adamlar rahat. Baş başa kalamadılar kendileriyle… (gülüyor) Aman şunu yapmayalım aman şurada görünmeyelim taraftar bizim ağzımıza… afedersin dediler. Şimdiki futbolcu ne Fulya’yı bilir ne taraftar korkusunu bilir.

Şehirkedisi: 90’lardan önce bu destek anlamına geliyordu değil mi?

Alen: 90’lardan önce bu yoktu, Seba kanunları vardı, kanunlarda her şey farklıydı. Bir yönetici Seba’dan izin almadan bir yere bile gidemezdi, konuşamazdı, çok farklılıklar, ne anılarım vardır benim. Beşiktaş taraftarı bedava bileti bilmez... Seba gibi bir başkanın 16 sene başkanlık yaptığı bir yerden bazı şeyleri anlatmanın anlamı yok ama basın seni öyle bir anlatır ki sen senelerdir para yiyormuşsun gibi, öyle bir şey olsa sizin buraya gelmek için sekiz tane telefon açmanız, sekiz ayrı yerden randevu almanız lazım, ben amigoyum.

Kongre üyesi desen kongre üyem var benim, hani diyor ya millet ‘Benim 300 üyem var, sen bana koltuk verirsen ben sana oylarımı veririm.’ Benim 1000 tane oyum var niye bugüne kadar yönetici olamadık? Kimse gerçeklerle karşılaşmak istemiyor işin özü. Herkes kendine bir hayal alemi kurmuş herkes yiyor içiyor, yatıyor kalkıyor diyor ki ben bu rüyadan uyanmayayım.

Şehirkedisi: İnönü’deki en güzel ve en kötü günleriniz hangileriydi?

Alen: En kötü günüm… Bir saat ağladığım maç var, 84-85 sezonu. Şekerbegoviç var bizde, direkten döndü top, dönen topu böyle… İlyas Tüfekçi var bizde, yeni girmişti maça Fenerbahçe ile oynuyoruz, berabere kalsak yüzde 70 şampiyonuz. Fenerbahçe kazansa yüzde 80 şampiyon. İlyas Tüfekçi giriyor, 2-1 galibiz o sırada. 2-2 yapıyor İlyas Tüfekçi... Beraberlikten yana değiliz biz galip gelmemiz lazım... İlyas golü atıyor ve tribün düşüyor, dakika 85, 5 dakika var maç bitimine. Ben maçtan sonra bir saat ağladığımı hatırlıyorum. Ama benimle birlikte en az 600-700 kişi bir de o zamanlar tribün kavgaları var. Maçtan çok tribüne kimin hakim olduğunun önemi var. Gövde gösterisi ve kuvvet olarak algılanıyor ki o dönemin topçuları çok iyi bilir bunu Sametler, Ulviler, Necdetler.

En güzel günüm de gene bir Fenerbahçe maçı, Zeki’nin son dakikada attığı bir gol var. 1-0 yendik, kaldı millet alttaki adam öldü, böyle kıpkırmızı oldu artık. En az üstünde 7-8 kişi var hala gool diye bağırıyor, üç dakika gol sesi dinmedi. Barcelano maçı vardı 3-0’lık.

Şehirkedisi: Türk futbolunun en büyük sorunu nedir?

Alen: Futbolu bilmeyen insanlarla dolu olmasıdır.

Şehirkedisi: Futbol nedir?

Alen: Basit bir oyundur ve Simon Kuper’in dediği gibi sadece futbol değildir yani herkesin bildiği gibi. Hele hele endüstriyel futbolun bu kadar tavan yaptığı bir dönemde dumansız sanayidir. Çok büyük paraların döndüğü mecradır akıllı adamların işidir. Erkek oyunudur mecazi anlamda hem de. Kemik sesi gelen bir oyundur, dansözlerin yapacağı bir şey değildir. Maalesef futbolun içinde inanılmaz derecede dansöz var. Futbolun içindekiler, yönetenler. İçerisi bir sürü futbolu bilmeyen adamla dolu. Futbol onun için bir yere gelemiyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu grupta dünya kupasına gidememesini bana başka hiçbir şekilde açıklayamazsınız. İnanılmaz derecede kötü yönetiliyoruz. Hem kulüpler bazında hem uluslar arası durumlarda kötü yönetiliyoruz, bunun da cezasını Türk halkı çekiyor.

Şehirkedisi: Peki yüreğinin yakın olduğu takımlar var mı?

Alen: Walla yok Beşiktaş maçından başka hiçbir maçtan zevk almıyorum, populist olmak adına bir şey söylemeye gerek yok. Ben gazeteciler gibi kalkıp her olumsuz ortamda bir Milanı, B. Munih’i, Manchester’ı örnek göstermiyorum. Bu arkadaşların beyin yapısı ufuğu gördüğü yer kadar yani adam İngiltere’de bu var mı diyor, Manchester’ı gösteriyor İtalya’da kavga var mı diyor, Milano’yu gösteriyor. E İtalya’nın bir güneyi var aşağıya in bakalım neler dönüyor ? Orası Avrupa değil mi Asya mı Afrika mı? Yani ben Beşiktaş maçından başka hiçbir maçtan zevk almam, arada rakip takım iyi oynuyorsa FB ve GS maçlarını izlerim.

Şehirkedisi: Yazmıyorsunuz artık?

Alen: İnternette Haber1903 var, oraya yazıyordum. Oraya da yazmıyorum artık. Şevkim kırıldı. Bundan iki ay evvel Erdoğan Aktaş Habertürk Genel Yayın Yönetmeni aradı beni, istersen yazarsın dedi. Fatih Altaylı’yla konuşmuş. Aradan bir süre geçti. Erdoğan Abi’yi aradım, o da Atv’ye genel yayın yönetmeni olmuş şansa. Halil Özer’i ara dedi aradık. Çok sıkışık ortam dedi, bir ay sonra konuşalım dedi. Tamam dedim. Bir daha da aramadım… Geçen gün Ercan Saatçi olayı patladı. Halil Özer köşesinde şöyle başlıyor yazıya; ‘Beni dün Alen Markaryan aradı, hepimizin bildiği Alen…” Neymiş, ‘Ben size yazmak istiyorum’ demişim, o da küçük dilini yutmuş ve yüzüme kapatmış telefonu. ‘Onun bir suçu yok ama Ercan Saatçi’nin geldiği konum da Alen gibilerin geldiği durumdur’ demiş. Yani Halil Özer “gazeteci olmayan insan nasıl gazetede yazar”ın ırkçılığını yapmakta kendisi aslında. Böyle bir şey olabilir mi ya? Bu iş ikili ilişkilerle olur. Ben nasıl başlamıştım FotoMaç’ta yazmaya? Yılmaz Özdil aradı beni, yazar mısın dedi, öyle yazmaya başladık. Ama burada benim üzerimden Ercan Saatçi’ye laf atılıyor. Buradan da bu yazıya cevap vermiş olayım.

Şehirkedisi: Şehirkedisi şehir rehberi üzerinden yürüyor. İstanbul bizim özel ilgi alanımız. Sizin İstanbul’da vakit geçirmekten zevk aldığınız semtler var mı? Beşiktaş dışında? : )

Alen: Ruhumu dinlendirdiğim yerler var, mesela bir bebek sahilinde yürüdüğüm zaman. Nevizade’ye çok gidiyorduk şimdi gidemiyoruz, her yerden laf geliyor. Oturup iki yudum içemiyorsun sakin yerlere gitmeyi istiyorsun mesela ben şarkıcı olarak Soner Abi’yi dinlerim; Soner Olgun. Onun dışında en son sinemaya, Kolpaçino’ya gittim.

Şehirkedisi: Alenî nasıl bir mekan? Birkaç yıldır Balmumcu’dasınız. Dolapdere’deki yeri özlüyor musunuz?

Alen: 10 numara. Hakkatten ustam iyidir. Dolapdere’deki dükkanla burası arasında dağlar var. Orası bir Beşiktaş lokaliydi. Herkesin girdiği. Sabahtan akşama kadar Beşiktaş’ın konuşulduğu. Bir numaralı masa ile 14 numaralı masanın böyle devamlı tribüne laf attığı garip bir dükkandı. Ama o dükkan yara vermeye başladı, önce çok sempatik geliyordu insanlara, sonra iş cılkından çıktı. Burada Beşiktaş’la ilgili hiçbir şey yok, sadece kendi odamda var 3-5 şey. Televizyonu kaldırdım, orada maç yayını vardı. İkinci bir İnönü’ydü orası. Yıprandık o sokakta. Elinde meşale ile dükkana girdi herifin biri. (gülüyor) Burası öyle değil konsept farklı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.futbolxzede.tr.gg/
***SiLaHSıZ KuWeT***
Tembel
Tembel
avatar

Mesaj Sayısı : 43
Reputation : 85
Kayıt tarihi : 15/12/09
Yaş : 23
Nerden : K.Maraş/merkez

MesajKonu: Geri: Alen Markaryan'la röportaj   Perş. Ara. 24, 2009 8:25 pm

manyak bi adam yha
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Alen Markaryan'la röportaj
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» İşte Tokio Hotel hayranlarına bir röportaj...
» Ekin TÜRKMEN [ röportaj ]
» Yılmaz Güney'le Yapılan Son Röportaj
» Birlikte İlk Röportajları Demi & Joe
» HEPSİYLE RÖPORTAJ

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
***46Gençlik*** :: Spor :: Beşiktaş-
Buraya geçin: